Kur'an Vahyinin Mekke Yıllarında Zihniyet İnşası

Kur'an Dilinde Kavramsal İncelik: Rüya ve Hulm

İsmail Çalışkan Hocanın Kaleminden Çıkan "Kur'an Vahyinin Mekke Yıllarında Zihniyet İnşası" İsimli Makalenin Özeti:

Kur'an vahyinin Mekke dönemi, zihinsel ve ruhsal bir bilinç inşası hedeflendiği için Müslüman kimliğinin en katıksız ve yalın biçimde ortaya çıktığı dönemdir.

Yirmi üç yıla yayılan vahiy sürecinin tamamlanmasıyla birlikte Kur'an somut bir kitaba (Mushaf'a) dönüşmüş, müstakil bir din şekillenmiş ve sonuç olarak Müslüman bir toplum vücut bulmuştur.

Kur'an vahyi devam ettiği sürece meydana gelen bütün oluşumlarda onun büyük bir etkisi olmuştur. Bu nedenle vahiy, bazen olaylara paralel olarak bazen onları yönlendirmek ve bazen de sorulara ve sorunlara cevap olmak üzere sözlü inmiştir. Onun başlatıcısı Allah'tır, devamını da O sağlamıştır. O'nun iradesi, olaylar ile adeta içli-dışlı cereyan etmiştir.

Vahiy akışı sürdüğü müddetçe yaşanan her türlü gelişmede Kur'an'ın belirleyici bir rolü olmuştur. Nitekim vahiy; kimi zaman yaşanan hadiselerle eş zamanlı biçimde, kimi zaman toplumsal süreçleri sevk ve idare etmek amacıyla, kimi zaman da ortaya çıkan soru ve problemlere yanıt sunmak üzere şifahi bir üslupla indirilmiştir. Bu sürecin başlatıcısı ve idarecisi Yüce Allah'tır; O'nun ilahi iradesi, hayatın ve olayların tam merkezinde etkin bir şekilde tecelli etmiştir.

Kur'an'ın Levh-i Mahfuz'dan indirilme usulüne dair iki temel yaklaşım öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki, metnin Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına tek bir bütün halinde aktarıldığını savunurken; diğeri ise aşama aşama, parça parça indirildiğini kabul etmektedir.

Kur'an'ın toptan indirildiği düşüncesi, onu somut olaylardan bağımsız ve aşkın bir düzlemde tamamlanmış varsayarak insani ve tarihsel gerçekliğin ötesine taşımakta, dolayısıyla hayatın ve vakıaların dışına sürüklemektedir. Bu yaklaşım benimsendiğinde, vahiy-insan etkileşiminde ve metnin biçimlenişinde insani irade ile varoluşsal gerçeklik tamamen göz ardı edilmiş olmaktadır.

Bize göre ise Kur'an, nüzul sürecinin öncesinde tamamlanmış hazır bir paket şeklinde inmediği gibi, ne sadece çıktığı döneme hapsolup biten dar bir tarihselliğin (olmuş bitmiş tarihsellik) ürünüdür; ne de hayattan kopuktur. Aksine o çağda tecelli edip evrensel olarak günümüze ulaşan dinamik bir vahiydir. Vahiy, hayatın akışıyla eş zamanlı bir seyir izlerken içeriği de bu somut gelişmelere bağlı olarak biçimlenip dolmuştur. Üstelik bu süreçte yalnızca vahyin muhtevası değil, başta Hz. Peygamber olmak üzere ona muhatap olan insanların zihinsel, duygusal ve inançsal birikimleri de gelişmeye devam etmiştir. Dolayısıyla Kur'an, pasif bir biçimde "sunulmuş bir vahiy" değil; insanların somut ihtiyaçları ve yaşadıkları durumlar doğrultusunda şekillenen "istenmiş bir vahiy" niteliğindedir. Nitekim her bir ayet belirli bir gaye ve hikmete binaen nazil olmuş, yaklaşık yirmi üç yıllık bir zaman diliminde bir araya getirilerek nihayetinde bir kitap olarak Kur'an ortaya çıkmıştır.

Kur'an'ın Mekke'de on yılı aşan nüzul sürecinde, yaşanan gelişmelerin doğal akışıyla uyumlu bir biçimde zihniyet inşası gerçekleştirilmiş; yani "Müslüman olma ve Müslüman kalma" davasının fikirsel ve inançsal temelleri zihinlere kök salmıştır. Bahsi geçen bu zihniyet gelişiminin aşamalarını, hem vahyin indiği dönemin somut şartlarından hem de metnin kendi içindeki bağlamsal ilişkilerinden izlemek mümkündür. Nitekim ayetlerde yer alan özgün kavramlar üzerinden, bu yeni zihniyetin temel taşlarının muhatapların dünyasına nasıl adım adım yerleştiği net biçimde görülebilir.

Mekki sureler nüzul sırasına göre incelendiğinde ilk ayetlerde bilgi ve duygunun çok, imana çağrı veya vurgunun az olduğu görülür. Demek ki vahiy, bilinçlendirmeye, daha doğrusu bir bilinç uyanmasına bilgi ve duygu ile başlamıştır. Başta muhatabın, kendisinden ne istendiğini kavraması lazımdır. İşte ilk ayetler, bu bilgiyi vermektedir. Bilincin uyandırılmasında öncelik verilen konular şunlardır: Rab tasavvuru, Peygamber tasavvuru, insan anlayışı, temel vahiy, ahiret ve ahlaka dayanan din tasavvuru.

"Rab" kavramı, ilk nazil olan ayetlerin henüz başlangıcında iki defa, kısa bir süre sonra inen diğer ayetlerde ise birer kez yer bulur. Bu ilk temaslarda Rab ile insan arasındaki bağ, en temel varoluşsal düzlemde; yani "yaratan-yaratılan" ilişkisi üzerinden kurulur. Böylelikle muhatabın zihninde, nasıl bir Rab ile karşı karşıya olduğuna dair ilk somut ipuçları belirmeye başlar. Bir müddet sonra nazil olan ve "Rabbuke" (Senin Rabbin) kalıbının kullanıldığı ayetlerde ise Rabbin şanının yüceltilmesi emredilir. Bu süreçte Hz. Peygamber ile Rabbi arasındaki bağ aşama aşama daha ileri bir boyuta taşınır ve Resulullah'ın doğrudan O'na yönelmesi istenir. Nitekim "...Rabbine ibadet et" (Kevser 108/2), "...Rabbine yönel" (İnşirah 94/8), "...Rabbinin nimetini minnetle an" (Duha 93/11) ve "...O'na sığın" (Nas 114/1) buyrukları bu yönelişin nişaneleridir.

Buraya kadar olan kullanım seyrinden anlaşılacağı üzere "Rab", Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği dinin en temel, en asli kavramıdır. Artık o, herkesin sahte putlardan kendisine ayrı birer rab edindiği Mekke ikliminde, karşısında secdeye kapanacağı gerçek Rabbini tanımaya; başkalarının uydurduğu rab anlayışlarıyla kendi Rabbinin hiçbir bağının bulunmadığını kavramaya başlamıştır. Nitekim kendisine Rabbinin mahiyetini ve öteki uydurma ilahlardan farkını soranlara verilecek yanıt İhlas Suresi ile şöyle billurlaşır: "De ki: O Allah tektir. Allah Samed'dir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi değildir."

Rab kavramı üzerinden Müslüman zihniyetini inşa etme sürecinde bir dönüm noktası sayılabilecek metinler Sâffât ve ondan kısa bir süre sonra nazil olan Şuarâ sureleridir. Bu surelerde Rab kelimesinin o güne kadar kullanılan tamlamaları tekrarlanmış ve içerik detaylandırılarak derinleştirilmiştir. Artık hem söylemlerinde hem de eylemlerinde imana erdiği Rabbi esas alan somut bir zihniyet ve insan tipi gözlemlenir.

Mekke döneminin son yıllarına tarihlendirilen Mü'minûn Suresi'nin başlangıç ayetleri; namaz ibadetinin hem derin bir huşu içerisinde eda edilmesinden hem de titizlikle korunmasından söz eder. Bu süreçte Mekkeli müminlerin ibadet pratikleri, zamanla kolektif bir disipline ve birlikte hareket etme bilincine evrilmiştir. Müminlerin Hz. Muhammed ile birlikte gece ibadetine kalkmaları son derece kapsamlı bir anlama sahiptir: Bu durum, Allah Elçisi'nin onları dinî konularda yetkinleştirdiğini, kendilerine Kur'an öğrettiğini ve onlara bizzat rehberlik ettiğini gösterir.

Paylaşma anlayışına adım adım alıştırılan bireyler, bir süre sonra tam anlamıyla Müslüman zihniyetiyle eyleme geçerek yalnızca Allah rızası için, içtenlikle ve kendi istekleriyle infak eder bir olgunluğa ulaşmışlardır. "İnanan kullarıma söyle: Kendisinde hiçbir alışverişin ve dostluğun bulunmayacağı o çetin gün gelip çatmadan önce namazı dosdoğru kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizli ve açıktan infak etsinler." (İbrahim 14/31).

Genel Bir Özet

Mekke döneminde 10 yılı aşkın bir sürede vahiy-olgu ilişkisine bağlı olarak bir zihniyet inşası yapılmıştır. Bu zihniyet inşasını üç esas öge üzerinden temellendirebiliriz:

  1. Kelimelerle kavramların kullanım oranı, sırası, biçimi ve zamanı: Vahiy sürecinde kavramların nasıl, ne zaman ve hangi sıklıkla kullanıldığının analizi zihniyet inşasının temelini oluşturur.
  2. Ayetlerin nüzul sebepleri: Ayetlerin iniş sebepleri zihniyetin oluşum sürecini anlamak için temel bir dayanak noktasıdır.
  3. Vahyin istenilmiş olması: Kur'an önceden hazır paket halinde inen bir metin değil; aksine insanların içinde bulundukları durum ve ihtiyaçların gerektirdiği her ayetin bir amaca yönelik olarak geldiği, dinamik bir vahiydir.
Yeni Toplumun Temeli İçin İki Esas Duygu:
  • 1. İtaat Kültürü: Allah'a ve Resûlü'ne tam bağlılık ve teslimiyet.
  • 2. Mücadele Azmi: Zulme ve haksızlığa karşı direnme kararlılığı.
Küçük Cemaatin Ümmete Dönüşümündeki Üç Boyut:
  • 1. Evrenselliğe Geçiş: İnancı yerel kabile sınırlarından çıkarıp bütün insanlığa hitap eden bir seviyeye taşımak.
  • 2. Ümmet Vurgusu: İman bağıyla birbirine kenetlenmiş tek bir topluluk olunduğunun hatırlatılması.
  • 3. Çevreye Açılma (Hicret): Yeni bir toplum ve medeniyet inşası için zemin hazırlamak.

İlahiyatçı Ramil Alimammadov